mamma mia yorumları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mamma mia yorumları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Mamma Mia!


70′lerin en popüler gruplarından olan ABBA‘nın şarkılarını referans alan “Mamma Mia!”nın sahne versiyonu milyonlarca kişi tarafından seyredildikten sonra şimdi de beyazperde can buluyor. Grubun şarkılarının ruhuna da uygun bir biçimde sonuna kadar ‘neşeli’ bir iş bu. Ancak sahnede eğlendiren kitsch yapısı sinema seyircisi üzerinde aynı etkiyi yaratmayabilir.


Filmler üzerine yorumda bulunurken bir noktadan sonra nesnel bakıştan kaçabilmek imkansız bir hale geliyor. Eninde sonunda yorumlarda yazarın kendi zevki objektif olmayı da zorlaştırıyor. İşte; ABBA şarkılarının beyazperdede canlanmasını sağlayan “Mamma Mia!” kişisel zevklerden kaçarak yorumlanabilecek bir film değil, şüphesiz. Her şeyden önce grubun ve müzikalin hayranları için hazırlanıldığı hissedilen filmi çekerken oyuncu kadrosu ve ekibin bolca eğlendiği belli oluyo‘nın yarattığı atmosfere uygun bir biçimde renkli ve cıvıl cıvıl koreografilerden oluşan film, yine grubun imajına yakışır biçimde kitsch performanslar ve mizansenlerden besleniyor. Bu durumda ABBA şarkılarıyla coşmak için gayet hoş bir eğlencelik haline gelirken, bu retro havayla hiç ilgisi olmayan seyirci için de tam bir eziyete dönüşebiliyor.

Saygı duruşunun tadı kaçıyor

“Mamma Mia!” her sahne müzikali uyarlamasında rastladığımız bir kusurla başlıyor yola. Orijinal metne bağlı kalındığı her halinden belli oluyor; öncelikle de beyazperde için gereksiz veya fazla olan müzikal numaralardan kurtulma yoluna gitmiyor. Bu durumda aralarda sık sık tekrara kaçıyor veya bazı ayrıntılara gereğinden fazla odaklanıyor. Bu yüzden ister istemez seyir zevkini öldürüyor. Sonuçta sinemada başka yollarla anlatılabilecek her bir olay için bir şarkı yaratmak bir noktadan sonra sıkıcı bir hale geliyor. Bunun yanında geçtiğimiz sene karşımıza çıkan Beatles güzellemesi “Across the Universe” gibi sırf bazı şarkıları eklemiş olmak için sahne yazıldığı hissi uyandırıyor. Bu noktada ABBA’ya saygı duruşunun da tadı biraz kaçıyor. Tabii bu durumun en önemli sebeplerinden birisi de hem filmin yönetmeni Phyllida Lloyd hem de senaryo yazarı Catherine Johnson‘ın müzikalin tiyatro versiyonunda da yer almış olmaları. Bu aşamada ikilinin metni sinemaya aktarırken yetersiz kaldığını söylemek mümkün.

Mekan kullanımı sorunlu

“Mamma Mia!”yı çoğu popüler müzikalden ayıran en önemli özelliği pek çok türdeşinin aksine büyük bir kısmının gerçek mekânlarda çekilmiş olması. Bu bağlamda yapay dekorlara ve gösterişli ışık oyunlarına yaslanmıyor olması gerçekten de cesur bir davranış. Ancak doğal olarak içinde yapaylığı barındıran bir türü gerçek bir mekâna yerleştirdiğiniz zaman yabancılaştırmayı biraz daha fazla artırmış oluyorsunuz ve bu da yine pek çok seyirciyi rahatsız edecek bir seçim oluyor. Bu aşamada değerlendirmenin biraz da kültürel farklılığa dayandığını belirtmek gerek. Ege kıyılarında geçen bir müzikal bizim ülkemizin seyircisine de garip gelecektir şüphesiz. Bunun yanında çeşitli mizansenlerin de feci biçimde Türk filmi klişelerini hatırlatıyor olması yine rahatsız edici olabiliyor. ‘Manzara eşliğinde tepelerde koşturan aşıklar’ konsepti bizim kültürümüz açısından biraz fazla ‘campy’ kaçıyor. Ayrıca Lloyd‘un yine mizansenlerde sinema mantığını düşünmüyor olması da filmden yabancılaşmayı artırabiliyor. Mesela filmin en önemli anlarından olan ‘The Winner Takes It All’daki; 80′lerin video döneminden “boğaz kenarında sevgilisine şarkı söyleyen herhangi bir arabesk şarkıcısı” havasında sahneleniyor olması şüphesiz ki rahatsız edici.

Meryl Streep hayran bırakıyor…


“Mamma Mia!” yukarıda da bahsettiğimiz öğelerle bilinçli bir ‘campy’ hava yaratıyor. Doğal olarak bunlar oyuncu performanslarında da kendini gösteriyor. Herhangi bir müzikalden daha abartılı oyunculuklarla karşı karşıya kalıyoruz. Ancak bu noktada kadronun tamamının aynı tonu oluşturduğunu söylemek mümkün değil. “Kötü Kızlar”dan (“Mean Girls”, 2004) tanıdığımız Amanda Seyfried zaman zaman iticilik sınırlarına ulaşırken, “Tarih Öğrencileri”nde (“History Boys”, 2006) etkileyici bir oyunculuk sergilemiş olan Dominic Cooper bu sefer olmamışlık hissi veriyor. Tiyatro kökenli Christine Baranski ve Julie Walters elbette filmin ritmine en iyi ayak uyduranlar arasında yer alıyorlar. Filmin ‘üç adam’ı Pierce Brosnan, Colin Firth ve Stellan Skarsgard ise oldukça silik. Özellikle, oyunculuk açısından zaten çok parlak olmayan Brosnan‘ın şarkı söylerken rol yapma olayını iyice kasması pek iyi sonuç oluşturmuyor. Filmin assolisti Meryl Streep ise abartılı oyunun ayarını tutturabilenlerden. Daha önce “Silkwood” (1983) ve “Yaşamın Kıyısından Kartpostallar”daki (“Postcards from the Edge”, 1990) mırıldanmalarının ardından “A Prairie Home Companion”da (2006) dolu dolu şarkılarına tanık olduğumuz usta oyuncu burada daha da coşuyor. Elbette Streep‘in mükemmel şarkı söyleyebildiğini iddia edemeyiz. Ama oyuncu zekasını kullanarak zayıf noktalarını görsel yollarla örtmeyi becerebiliyor. Zaten onun enerjisi filmi daha da eğlenceli kılan en önemli özellik.

“Mamma Mia!” hatalarına bakarak ağız dolusu kötülenecek filmlerden değil. Hatta her şeyi bilinçli yaptığını hissettirmesi yüzünden bunlara ‘hata’ demek hakkımız bile kalmıyor. Müzikalin hali hazırda varolan müşterilerine oynayan; kişilikli ve bilinçli bir abartılıkla da bu hedef kitlesini memnun edecek bir müzikal şüphesiz. Bu bağlamda filmden bekledikleriniz de sinema salonunda ’sıkıntıdan ölme’ ile ‘doyasıya eğlenme’ ibreleri arasındaki eğiliminizi belirleyecektir.