Christopher Nolan imzalı son Batman filmi “Kara Şövalye”, beyazperdede Batman efsanesinin yaratıcısı Burton‘ın başlattığı ilk seriden bir hayli farklı bir dünya ve süper kahraman tasviriyle karşımıza çıkıyor. Gişe rekorlarını altüst eden film, karakter ve mekân tasvirlerinden çok aksiyon yapısıyla öne çıkıyor
Çocukluğun sinemayla flört ettiği ilk günlerde Pazar geceleri ‘Parliament Pazar Gecesi Sineması’ sayesinde tanışılan ve akla kazınan filmlerden biriydi “Batman” (1989). Bir kimlik karmaşası içindeki Bruce Wayne, bedenini saran simsiyah bir kostüm içerisinde gizemli ve gotik kent Gotham’ın başına musallat olan suçlularla mücadele ediyordu. Binalarından kendine vandal bir düstur edinmiş psikopat suçlu Joker‘in suratındaki zoraki gülümsemeye, ince uzun Batmobil’in hassas kıvrımlarından Batman‘in uçabilmek için kullandığı küçük oyuncaklara dek büyüleyici bir deneyimdi bu film. Tabii o zamanlar ne filmin yönetmeni Tim Burton‘dan ne de müzikleri yapan Danny Elfman‘dan haberimiz vardı. O günleri hatırlayanların bir kısmı Burton‘ın elinden çıkmış ilk iki filme bakarak geçmişin geri gelmeyeceğini ve artık Batman filmlerinin o naif havasından eser kalmadığını hüzünlü bir şekilde fark ediyorlar.
İlk iki filmi bu denli sevmemizin nedeni, Batman‘in ve filmdeki kötü adamların (Joker, Penguen ve bu güruha katabileceğimiz Kedi Kadın) bulundukları konuma gelmelerinin altında yatan nedenlerin çok iyi bir şekilde verilmesinde yatıyordu daha çok. Küçük Bruce Wayne‘in bir tiyatro çıkışında ebeveynlerinin öldürüldüğü sahne ve bu sahnede Wayne‘in annesinin kolyesindeki incilerin yere düşmesi hâlâ belleklerde yerini koruyor olabilir. Ya da “Batman Dönüyor”da (“Batman Returns”, 1992) Penguen‘in suç dünyasına bulaşmasının altında yatan trajedinin iç burkan halinin etkileyiciliğinden hiçbir şey yitirmediğini söylesek yalancı çıkmayız herhalde.
Nolan’ın Kara Şövalyesi
Yönetmenlik kariyerine yolda gördüğü adamları takip eden takıntılı bir adamın hikâyesiyle başlayan Christopher Nolan‘ın Batman ve onun dünyasını tasviri ise Burton‘ınkinden bir hayli farklı. Burada Gotham‘ın yerini gökdelenlerden müteşekkil bir Amerikan kenti almış. Nolan, farklı bir alem yaratmak yerine Chicago’yu ‘copy-paste’ usulüyle Gotham’a çevirmiş. Zerafetiyle meşhur Batmobil‘in ince uzun hali de, yerini bir tankı andıran dağ aracına bırakmış. Belki çizgi romana daha sadık bir yaklaşım Nolan‘ın sergilediği bu tavır, ancak bunu yaparak farklı bir evrende yaşayan Batman‘i Örümcek Adam gibi, Superman gibi daha normal bir dünyaya yerleştirmiş. Halbuki fantastik bir evrendi bizim ilk tanıştığımız Gotham…
Empire Türkiye dergisinin bu ayki sayısında yer alan Nolan‘ın açıklamalarına göz gezdirmek yönetmenin filmi çekerken takındığı tavrı anlamak açısından yararlı olabilir. Burada Nolan‘ın “Aksiyon sahneleri dev. Harika! Daha önce böyle bir şey görmediniz,” sözleri öne çıkıyor. Yani yönetmenin kendisi bir süper kahraman filminde olması gereken derinliği ve karakter karmaşasını bir kenara bırakıp aksiyon sahnelerinin haşmetiyle böbürleniyor.
Nolan‘ın Batman dünyasını tasvirindeki bir farkı da filmdeki karakterleri ele alış tarzı. Yönetmen yine aynı dergide Joker‘in geçmişiyle ilgilenmediğini ve bu filmde onun yükselişini anlatmayı seçtiğini söylemiş. Böyle de yapmış. Mesela filmde Joker‘in ağzındaki yaranın evveliyatına dair aynı karakterin ağzından iki farklı hikâye duyuyoruz. Muhtemelen bu anlatılan iki hikâyenin hiçbiri doğru değil ve Joker‘i Joker olmaya iten nedenlere dair başka ipuçları da filmde yok. Halbuki hafif kamburu ve yüzündeki palyaço makyajıyla Heath Ledger ile vücut bulan Joker‘in hikâyesi bu filmi daha renkli ve derinlikli kılabilir gibi görünüyor. Bu karakterin anarşiye olan tutkusu ve insan doğasının düzensizliğe olan yatkınlığına dair lafları ise aksiyon sahnelerinin hırgürü arasında oldukça boğucu kalıyor. Bölge savcısı Harvey Dent‘in iyi adamken kötü adama dönüşmesi de basit bir intikam hikâyesi temelinde gerçekleşiyor. Anlaşılan, “Takip” (“Following”, 1998) ve “Akıl Defteri” (“Memento”, 2000) filmleriyle bağımsız bir ruh taşıyan ve insan hikâyeleri anlatan Nolan, Hollywood’un görkemli oyuncaklarına kendisini fena halde kaptırmış ve yeteneğini aksiyon sahnelerini çekmeye adamış.
“Batman Başlıyor”la (“Batman Begins”, 2005) başlayan yapımcı şirketin Nolan seçimini anlamak da artık oldukça kolay bir hal alıyor. Çünkü yeni bir Batman filmi için ismi geçen Burton‘ın dünyası artık fazla naif kalırken, “Kaynak”la (“The Fountain”, 2006) spiritüalist eğilimleri ortaya çıkan Darren Aronofsky‘nin yaratacağı Batman daha karanlık bulunduğu için ikisine de yarasa adam teslim edilmiyor. Ama yine de bu filmi seven birçok insan çıkacak, şimdiden çıktı bile… IMDb’de en iyi filmler listesinde birinci sırada yer almayacak belki ama ilk 250′deki yerini koruyacak. Çünkü “Aksiyon sahneleri dev. Harika!” Ama yine de bu film Parliament Pazar Gecesi Sinemasından büyülenenler için sıradan bir aksiyon filmi olmaktan öteye de geçemeyecek…
Tim Burton‘ın bir rüya evreninde yaşattığı Batman‘e ve hüzünlü kötü adamlara saygıyla…
batman eleştiri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
batman eleştiri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gönderen
Yigit Aksu
zaman:
16:27
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)